2008-10-22

Son/Bölüm 1

Hiç kimsenin onun kim olduğunu bilmediği caddede yavaş yavaş ilerledi. Etrafında durup ona bakan insanlara aldırmadı. Kafasını meşgul eden çok fazla şey varmış gibi duruyordu. Adımlarını düşüncesizce atıyordu ama yine de bir amaçları varmış gibi kararlı ve güçlüydüler. Sokağın köşesinde toplanmış birkaç sarhoş ona sataşmayı denedi; hatta daha da ileri giderek yolunu kesmeyi. Gecenin karanlığından daha ölümcül ve tehditkar bakışlar yollarından alıkoyuldukları için öfkeyle yaktı ona yaklaşanları. Hepsi korkuyla sindi ve kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçan bir köpek kadar zavallı, zayıf ve onursuz bir şekilde gölgelerden ışık sandıkları karanlığa doğru kaçtılar.
Yabancı, kaçanların arkasından birkaç saniye baktı. Yüzünde ne düşündüğünü belirten bir iz yoktu. Arkasını dönüp yoluna devam etti ve adımlarını aklına bir şey gelmiş gibi hızlandırdı. Sokağın diğer köşesinden dönünce, o bölgenin en işlek caddesinde buldu kendini. Etraf mağazalardan ve kafelerden gelen ışıkla parlıyordu. O gece, yüzünde ilk defa ne hissettiği onu izleyenlerce net bir şekilde anlaşıldı. Gördüklerine katlanamıyordu. Cadde tüm günahını, tüm umutsuzluğunu, tüm yalnızlığını ve bencilliğini parlak ışıklarla kimse anlamasın diye boyuyordu ve daha da kötüsü bunun farkında olan sadece o değildi. Bir yalanın içinde kendini kandırıp duran, dahası onur için yaşadığını iddia eden insanoğlu yalnızlığını hafifletmek için bu yalanın peşinden gidiyordu.

Yoluna devam ederken ne için, kim için çabaladığını düşündü. Bu yalan için mi her şeyini ortaya koymuştu. Bir kafenin önünde durdu. Tabelasına bakmadı; sadece içeriyi gözleriyle taradı ve aradığını buldu. Arkadaşlarına gülerek bir şeyler anlatan kızıl saçlı gencin yanına gitti. Masada oturan grup ilk başta masalarının başına gelen bu yabancıyı önemsemediler. Israrlı bakışlar üzerlerinden çekilmeyince, neşe masada toza dönüşüp, yok oldu. Gençlerden birisi ne istediğini sordu. Yabancı ona doğru dönüp bakmadı. Geldiği andan itibaren bakışlarını kızıl saçlı gence odaklamıştı. Sorulan soruyu önemsemeden bakmayı sürdürdü ve en sonunda “Ne yapmam gerekiyor?” diye sordu onun bakışlarına karşılık vermeye başlayan kızıl saçlı gence. “Kim olduğumu biliyorum ama ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.” Kızıl saçlı gencin şaşkınlık gözlerinden okunuyordu. Sanki olanların mümkünatını sorguluyordu. Yabancının ısrarcı bakışları, onu aklında olup biten karmaşadan çekip çıkardı. Sorusunu tekrarlamasını istemedi. Cevap zaten aklındaydı. Ama çok büyük bir anlam içermiyordu. “ Kaybettiğini geri almaya çalışma!” Azından çıkan kelimeler sanki onun düşüncesinin bir ürünü değillerdi. Bir başkası tarafından beynine yerleştirilmişti ve orada bu an için bekletiliyorlardı. “Onları bul! Sana yardım edecekler.” Yabancının aldığı cevaptan hoşnut mu öfkeli mi olduğu anlaşılmıyordu. Belki birkaç bilgi kırıntısı daha kalmıştır diye gence bakmayı sürdürdü; ta ki garsonlardan biri omzundan çekene kadar. Etraftaki insanlar daha ne olduğunu anlayamadan yabancı arkasını dönüp bir tekmede garsonu duvara çarptı ve bir daha kıpırdamadı. Tuhaf bir sessizliğin ardından bir çığlık ortama kaosu saldı. Herkes birbirini iterek dışarı koşmaya başladı. Kısa bir süre içerisinde kafede sadece iki kişi kaldı. Kızıl saçlı genç kararsız bir ses tonuyla isminin Can olduğunu söyledi. “ Çocukluğumdan beridir imgelemler görüyorum. Birçoğunun gerçekleştiğine tanık oldum.”Sanki kendisiyle ilgili gereksiz bir ayrıntıya girmiş gibi hissetti. Kısa bir tereddüdün ardından tekrar konuştu. “Senin ismin ne? Nereden geldin?” Yabancı tam cevap verecekken polis sirenlerinin sesi duyulmaya başladı ve doğruca çıkışa doğru hamle yaptı. Can da hiç düşünmeden onun peşinden caddeye atladı. Dışarıdaki kalabalık, onlar dışarı çıkınca korkarak geri çekildiler ve geçmelerine izin verdiler. Ara sokakların birinde ikisinin de gözden kayboluşunu izlediler. Bir daha bu dünyada göremeyecekleri iki insanın ardından boş boş baktılar.

Hiç yorum yok: