2009-10-21

Ölü Karanlık

Yitti.

Gecenin karanlığında ağlayan bir kadın var. Donmuş duygular yavaş yavaş çözülüyor. Hissediyorum.

Aynadaki yansımama baktım. Gözlerime, ışığın yitip gittiği gözlere. Dilimi çıkarıp aynadaki yansımasını inceledim. Bembeyaz kesilmişti. Hiç renk yoktu. Elimdeki jiletle hafif, temkinli bir dokunuş. Kırmızı… donuk… tıpkı gece gibi. Tadı hissettim. Kulaklarım bir ses için göklere haykırıyordu. Düzensiz nefes alış verişim aynayı buğuladı. Kendimi seçemez oldum. Yeni bir yüz çizdim aynada kendime. Gülmeye başladım, istemsiz, kopmuş, yitmiş… Artık bu dünyada ben diye bir şey kalmadı.

Terk ediliş.

Parmak uçlarımda yavaşça balkon demirlerine doğru yürüdüm. Rüzgar saçlarımı savuştururken aklıma derinlerden bir melodiyi taşıdı. Yavaşça mırıldanırken balkon demirlerine yaslandım. Bahçedeki çınar ağacını gördüm. Benden yüzlerce yıl daha yaşlı. Kar yağmaya başladı. Her bir tane, yaşlı çınarın yorgun kollarında öbekleşmiş karları biraz daha ağırlaştırdı. Yorulmuştu. Yalnızdı. Bir kuzgun yavaşça üzerinde süzüldü ve kar yığınlarını savurarak dallarından birisine kondu. Çınar dinledi; herhangi bir ses için yalvardı onu dinleyen göklere, bana. Ama kuzgun saatlerce konuşmadan dalda durdu. Ben de. Aniden başlayan rüzgarla da uçup gitti… Sonra kendi vücuduma döndüm. Simsiyahtı karanlıkta. Yıldızlar bile benden yana umudunu kaybedip üzerime göklerden parlamayı bırakmışlardı. Melodinin sonlarına gelirken yavaşça geriledim ve aksine bir hızla parmaklıklara doğru koşarak, üzerinden sıçradım. Karanlık kucakladı. Beni saran kollar aşağı çekerken yüzümde masumane bir gülümseme belirdi. Zihnimde yankılanan melodi bir sona doğru ilerlerken ben de kendi sonuma, tabiri caizse ilerledim…

İhanet.

Yapabilir miyim? Başını ıslattım ılık suyla. Fırtına yaklaşıyor hissedebiliyorum. Vuracak. Durulan suyu tekrardan şahlandıracak. Bundan sağ çıkamayacağım. Acı… zihnime hükmedecek, onun zihnine. Buna izin veremem. Yapabilir miyim? Diğerinden korudum… ama bu sefer farklı olacak. Nereden biliyorum? Nasıl bilebilirim? Göze alabilir miyim? Küvetin içinde bacaklarıma yatırdım. Su kulaklarını örttü. Düşüncelerimi duymasın istiyordum. Gözleri etrafındaki her şeyi, o göz bebeklerine kazımak istercesine her şeye ilgiyle bakıyordu. Ne yapacağım? Geceyi bir çığlık böldü… ve sonra bir tane daha… bir kadın ile bir erkek. Feryatları göklerde ve kulaklarımda yankılanırken küvetin içine bıraktım ve gittim.

Suçluluk.

Bir zamanlar penceremden dışarı baktığımda engin semayla birlikte huzur bulurdu zihnim. Şimdi pencerem, küllere emanet edilmiş bir dünyaya açılan, zihnimi kanatan bir boşluk. Masamda duran günlüğümü aldım. Her şey nasıl başlamıştı, hatırlamam lazım… Sema açılıp, ölü karanlıkla lekelenince kızıl savaş başlamıştı. Her şey yitti. Mahşer… bir başımıza terk edildik… ihanete uğradık… Günlüğüme, bu günümü, son günümü de ekleyeceğim ve sonra… Ben bana güvenenleri o ölü karanlıkta bıraktım. Şimdi yüreğimi dağlayan tek bir gerçek var “suçluluk”. “Artık ne umut ne ışık, mahşer indi göklerden ve ölüm tek çare”

“Ölü Karanlığa!”


Ve günlük açılmamak üzere kapanır.

Hiç yorum yok: