İçimde bir ateş yanıyor. Önüne çıkan her varlığı bir ateş çemberine alıp, küle dönüştürüyor. Öfkemden ve şiddetimden kim kaçabilir? Kim ateşime göğsüne siper edebilir? Kim beni durdurabilecek cesarete sahip?
Sonra aniden duruluyorum. Yalnızlık ve gecenin sonsuz karanlığı beni alıyor. Sonsuza dek ben, orada saklasın istiyorum. Düşünmekten bıktım. Bunun ağırlığını daha fazla kaldıramayacağım. Bilincimi buzdağlarının en derin yerine saklamak istiyorum. Sonsuza dek orada, çözülemeden hayatımı içimde saklasın diye.
İçimde hayatı yeniden hissetmek için verdiğim savaştan çoktan vazgeçtim. Artık sadece hayvanların karanlık ve vahşi dünyasında bir hiçim. Zaten karanlıktan gelmiştim. Yine oraya döndüm.
Önceleri hayatı, her nefes alışımda, her yutkunuşumda farklı bir tatla içime alırdım. Yarınların güzel olacağına dair duyduğum inanç okyanuslar kadar engindi. Ta ki hayatta değer verdiğim tek varlık elimden alınıncaya kadar. Yıllarca onu aramıştım. Onunla birlikte, daha baharını yaşayan kalbim meyve vermişti. Onun hunharca öldürülmesinin ardından hepsi kurtlandı. Ruhları sonsuza dek cehennemde yanmaya mahkum olanlar, onu böbrekleri için katletmişlerdi. Trenle seyahat ederken onu uyutmuşlar. Trenden indirip eski bir depoda böbreklerini çalmışlar. Onu orada, ameliyat masasında yaraları açık, bırakıp gitmişler. Cesedi haftalarca bulunamadı. Aşağılık adamlar onu öyle ıssız bir yere götürmüşler ki; şans eseri ancak bir çoban bulabildi haftalar sonrasında. Onu o şekilde gördüğümde öfkem dağları devirmeye yeterdi.
Polisler kısa bir süre sonra o aşağılık, rezil hayvanları bulabildi. Onların yaptığından kesinkes emindiler. Ama ne hikmetse serbest bırakıldılar. Çılgına dönmüştüm. En az onlar kadar adi olan bir adamdan silah temin ettim. Silahı alır almaz o adamı öldürdüm. Rezilin tekiydi. Peşlerine düştüm. Artık bir avcıydım.Bazen karanlıkta oturur; elimdeki oyuncağa bakar ağlardım. Umutsuzluktan değil; boşluğa düşmekten korktuğumdan ağlardım. Elimde tuttuğum o boş oyuncak beni o boşluğun, adiliğin ve rezilliğin kalleş dünyasına çeken bir anahtardan başka bir şey değildi. Bilincimi ayakta tutmak adına verdiğim savaş her gün daha büyük bir çıkmaza sürükleniyordu. Sonunda bir gün onları başka bir ameliyat masasında, o alçak eylemlerini gerçekleştirirken buldum. Hepsini deştim. Teker teker gözlerinin içine bakarak öldürdüm. Kulaklarına ölümün şarkısını fısıldadım. Ettiğim işkenceler saatlerce sürdü. Bağıramasınlar diye dillerini kopardım. İşim bittiğinde hiçbirimiz tanınacak halde değildik. Artık bir hayvandan farksızdım. İçimde öldürme arzusundan başka bir şey kalmamıştı. En sonunda bütün bunları gözlerinde büyük bir korkuyla izleyen ameliyat masasındaki kurbana baktım. Gözlerindeki dehşeti okuyabiliyordum. Çok zayıftı. Bu beni iğrendirdi. O daha ne olduğunu anlayamadan boynunu kırdım. Ardından saatlerce bağırdım. Belki de günlerce… Artık sadece öldürme içgüdüsüyle hareket eden, yasak meyveyi sonuna kadar yemek isteyen vahşi bir hayvandım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder