Can, Lale ve Nor uyurken nöbet tutmaktaydı. Enkaza dönmüş şehirlerinden ayrıldıklarından bu yana iki ay geçmişti. Kraliçeyle savaşlarından sonra daha birçok iblisle karşılaşmışlar ve hayatta kalmışlardı. Çoğunlukla bir kavgadan kaçınmaktaydılar. Bunu kimi zaman etrafı saran büyülü bir sisle ya da basit şaşırtmacalarla sağlamaktaydılar. Ama o gece Can’ın içinde garip bir his vardı. Sanki onları şu ana kadar hayatta tutan şansları onları terk etmişti. Sırf bu nedenle de, sırası olmamasına rağmen nöbeti üstlenmişti.
Gökte ay dolunaydı ve etrafta birden fazla kurdun uluma sesi duyulabiliyordu. İçinden bunların birer kurtadam olmamasını diledi. Bu gecenin sorunsuz geçebilmesi için her şeyini verebilirdi. Gece bir süre daha onlar için hazırladığı sürprizleri ortaya çıkarmadı. Lale ve Nor da nispeten huzurlu uykularını sürdürdüler; ta ki çalıların arasından bir kurtadam ortasında ateşin yandığı kamp alanına atlayıncaya kadar. Can anında kısa kılıçlarını kınından çıkardı ve kurtadamın pençelerine karşı bir savunma sağlayabildi. Ama arkasından sinsice yaklaşan diğer bir kurtadamın farkında değildi. Kurtadam da suratına bir ateş topu çarpmadan önce diğer avlarının uyandıklarının farkında değildi. Nor hemen ardından yardım etmek için Can’a doğru başka bir hamle yaptı; ama Can’ın pek yardıma ihtiyacı yoktu. Ayaklarının altında iki tane kurtadam ölü yatmaktaydı ve üçüncüsüne karşı da gayet iyi bir tempo tutturmuştu. Nor, Lale’yi arkasına aldı ve bir koruma büyüsü ördü. Kurtadamlar sayıca gittikçe artıyordu. Zor durumdaydılar. Ne Can’ın kılıçları ne de Nor’un büyüsü sayıları artan yaratıklara karşı üstünlük sağlıyordu. Can üstüne gelen yaratıklardan kurtulmak için bir ağaca tırmandı. Hem bu şekilde Nor ve Lale’nin de durumunu görebilirdi. Nor ve Lale’nin etrafında yeşil bir ışığın tüm parlaklığıyla yandığını gördüğünde içini bir rahatlama kapladı. Işığın etrafındaki yaratıkları saymaya çalıştı. Sekiz taneydiler. Pek büyük bir avantajları olmadığını düşünerek ters bir taklayla ortalarına daldı ve kılıçlarına geniş bir yay çizecek şekilde savurdu. Yaratıklardan çıkan acı dolu feryatlar, Can’ın amaçladığı gibi acı verebildiğinin bir kanıtıydı. Acının etkisinden kurtulan yaratıklardan birisi Can’a doğru hamle yaptı. Diğer üç kurtadam da Nor’un kalkanına doğru harekete geçti. Can, üstüne gelen yaratığın pençe hareketlerinden büyük bir ustalıkla kurtuluyor, yaratığın bir açık vermesini bekliyordu. Bu arada Nor’un büyülü koruması gittikçe zayıflamaktaydı. Bunun farkına varan yaratıklar da daha şiddetli vurmaya başladılar. Sonunda yaratık yanlış bir hareket yapınca, Can yaratığın uzuvlarından birisini doğradı. Acıdan dolayı şoka giren yaratık tam tekrar insan formuna dönüşürken, Can kellesini tek bir hamlede kopardı. Arkasını dönünce Nor ve Lale’nin başının dertte olduğunu gördü. Ama daha o hiçbir şey yapamadan Nor’un koruma büyüsü zayıf bir çabayla bir an titredi ve söndü. Büyücü ise kendinden geçerek yere yığıldı. Lale de onu korumak istercesine üzerine kapandı. Kurtadamlar yüzlerindeki zevk ifadesiyle kızı kollarından yakaladıkları gibi sürüklemeye başladılar. Can, Lale’yi sürükleyen kurtadama doğru koşmaya başladı. Ama diğer yaratıklar tarafından engellendi. Kısa bir süreliğine… Önüne çıkan ilk yaratığın boğazına sapladı kılıcını ve zıplayıp ters dönerek de bir diğerinin kellesini kopardı. Üçüncüsü üzerine koşarak geliyordu. Yaratık iyice yaklaşıncaya kadar bekledi ve sonra havada takla atarak kılıcını yaratığın beynine sapladı. Fakat bir sorun vardı. Lale… Onu hiçbir yerde göremiyordu. Toprak ölü olarak yatan kurtadamların kanıyla çamurlaşmıştı ve bir an Nor’u görebildi. Doğruca yanına koştu. Bir an için dostunu da kaybettiğini sandı. Ama nefes alışını hissettiği anda bir rahatlamayla yere yığıldı ve anında büyük bir acı hissetti. Yaratıklar, Lale’yi götürmüşlerdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder