2008-10-24

Son/Bölüm 2

Karanlık yolların birbirleriyle kesiştiği onlarca kavşak geçtiler hiç konuşmadan. Can bu yabancının peşinden neden gittiğini anlayamıyordu. Aslında kendine yalan söylemekten nefret ederdi. Neden takip ettiğini biliyordu. Uzunca bir süredir öngörüleriyle yaşıyordu. Onları sevmiyordu. Acı, öfke ve keder doluydular. Ama onlara alışmıştı. Son gördüğü imgelemin üzerinden bir hafta geçmişti. O da bu yabancıyla ilgili olandı. Onun geleceği söylenmişti ona ve yabancıya ne söylemesi gerektiği. Ondan sonra her şey kesilmişti. Bağlantının koptuğunu hissedebiliyordu. Yeteneğinden ne kadar nefret etse de onu geri istiyordu. Yabancıda sorularının cevabı olup olmadığı kuşkuluydu. Ama onun ilerlediği yolda, bir yerlerde cevabı bulabileceğine emindi.
Yabancı, peşinden bu gencin neden geldiğini sorgulamadı. Merak etmiyordu. İşe yarayacağını biliyordu. Bazen ona yetişmesi için adımlarını yavaşlattı. Hava aydınlanıncaya kadar ilerlemeyi sürdürdüler. Yabancı durdu ve aralarındaki sessizliği sesiyle patlattı. “Burada dinlenebiliriz, sanırım.” Can sorgulamadı. Doğrudan yere bağdaş kurarak oturdu ve bekledi yabancı tekrar konuşana kadar. Çok uzun süre beklemesi gerekmedi. “Neler olacağını önceden gördün mü?” Can ilk başta aklından geçenlerin bir çeşit soruya dönüştürülmesinden şaşkına döndü. Ama hemen ardından bunun anlamsız olduğunu anladı. Bu, merağın neden olduğu bir soruydu. “Hayır. Aslına bakarsan bir haftadır olabileceklerle ilgili imgelem görmedim.” Kısa bir an durdu. “En son seninle ilgili imgelem kafamda acıyla patladı.” Yabancı hiçbir yorumda bulunmadı kısa bir süreliğine. Aksine sanki bunun olması gereken bir şey olduğunu düşünür gibi başını salladı. “Madem ki benim yol arkadaşım oldun, ne yapmam gerektiğini merak ediyor musun?” Can, bir an bile tereddüt etmeden istediğini dile getirdi ve yabancı oldukça uzun olması gereken ama özetleyerek anlattığı hikayesine başladı. Her şey dün gece Kaos Tanrısı’nın diğer tanrılar tarafından tahtından edilmesiyle başlıyordu. Kaos Tanrısı, dengenin tanrısıydı. Aydınlık ile karanlık arasındaki sınırı korumaktaydı. Diğer tanrılar artık dünyanın büyük sonunun gelmesine karar vermişlerdi. Çünkü başka oyuncaklar yaratmak istiyorlardı. Bu nedenle dengeyi yok ettiler. Dünyaya kıyameti yolladılar. Dördüncü günün, gün batımında dünya sonsuz boşlukta içindekilerle birlikte unutulup gidecekti. İlk gün sıcaklık dayanılmaz boyutlara ulaşacaktı. Hayvanların bir çoğu o gün sürüler halinde intihar edecekler; bitkilerse sıcaklık yüzünden çıkan yangınlarla küle dönecekti. İkinci gün yer küre harekete geçecekti. Ardı ardına depremler olacak ve Dünya’daki tüm volkanlar aktif hale geçip etrafa lav püskürteceklerdi. Ölüm, alevlerin ateşli kollarında insanları bulacaktı. Üçüncü gün hayatta kalabilenler için hiçbir sürpriz barındırmayacak ta ki gece çökünceye kadar. O gece dolunay gökyüzünde tüm görkemiyle parlayacaktı. Bir süre gümüş ışık ulaşabildiği her bölgeyi huzurla yıkayacaktı. Ardındansa gökyüzü depremleriyle birlikte ay binlerce parçaya ayrılıp onu izleyen hayran gözlere ölümün tadını tattıracaktı. Son gün ise Dünya artık dönmekten vazgeçecek ve Tanrılar dünyaya ayak basacaklardı. Bir çember oluşturacak, tüm ölü ruhları yanlarına çağıracaklar, henüz ölmemişleri ise ölümün kollarına doğru itecekler ve Dünya’nın sonunu, kıyameti bir ilahiyle tamamlayacaklardı.

Hiç yorum yok: