2008-10-24

Son/Bölüm 3

Can, belli bir noktadan sonra anlatılanların kötü bir rüya olduğuna nafile bir çabayla kendini inandırmaya çalıştı. Beyni çalışmayı bırakıp, ona açıklanmakta olan bilgileri almayı reddetti. Ama sadece bir süreliğine… Sonraysa, sonun korkusu; korkunun sonu tarafından mağlup edildi. Hissedilen acı, yalnızlık hissi, umutsuzluk, hepsi yok olacaktı. Bunun göze alınabileceğini düşündü. Son bir kez daha dünyanın ona sunacağı acılara göğüs gerecekti ve sonra huzur gelecekti. Bu düşüncelerini yeni yol arkadaşıyla paylaştı. Anında buna pişman oldu. Yanlış şeyler yaptığı zaman ya annesinin ya da kendini sorumlu hisseden aile büyüklerinin seslerindeki öfke değildi bu adamın sesindeki. Farklıydı. Sanki onun yaratıcısıydı.

Bağırmayı sürdürdüğü o zaman zarfında Can bir şeyin farkına vardı. Aslında sadece kendisinin yaptığı hata değildi bu. Yok oluşu düşünürken mutlu olduğu sebeplere yeniden dönüp baktı ve kendi kendine gülümsedi. (Bu yol arkadaşını daha da sinirlendirdi.) Dünyayı yok eden sebepleri düşündü. Yaratıcıların da yaratılanların da hatası aynıydı. Hepsi de bencildi. Yok oluşu o istemişti; çünkü zorluklar bitecekti. Tanrılar istemişti; çünkü gidip kendi sonsuzluklarında onları eğlendirebilecek başka şeyler yaratabileceklerdi. İçinden sadece tek bir dilek geçirdi ve aklından bu düşünceleri tamamen uzaklaştırdı.
Yabancı, nihayet sakinleştiğinde güneş bir tepenin ardından yükselmişti. Sabahın daha çok erken saatleri olmasına rağmen Can, yakıcılığı teninde hissedebiliyordu. Alametlerin ilki gerçekleşmekteydi. Bir yer altı mağarasına girdiler. Birkaç saat yürüdükten sonra kamp kurup yattılar.

Can uyandırıldığında rahat bir uykuya henüz geçiş yapabilmişti. Ama kaybedecekleri zamanları olmadığını bildiğinden nazlanmadan kalktı. “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu cevap alıp alamayacağını bilmeden. “Daha da derine! Ölülerin Dünyası’na inmeliyiz!” Neden diye sormayı aklından geçirirken o sorusunun cevabı da geldi. “Denge bozuldu demiştim, hatırlıyorsan. Bunun sebebi Kaos Tanrısı’nın düşmesiydi ve onunla birlikte onun hizmetkarlarının da.” Can bir şeyleri yeni anlıyormuş gibi gözleri açıldı. “İmgelemdeki ‘onlar’, ruhlar o zaman.” Yabancı gidecekleri yönü tayin etmeye çalışıyordu. Birbirinden ayrıt edilemeyen karanlık iki yoldan birisine daldı ve “Evet, ejderha ruhları” dedi.

Hiç yorum yok: