2010-05-02

Hiç Hüzünde Huzur Buldun Mu

Yavruağzı bir şafak sökmüştü. Akşamki fırtına çoktan dinmiş, şafak da ondan geriye kalan tüm izleri silmeye hazırlanıyordu. Bir tepedeydim. Ardımda engin yeşillik uzanıyordu. Ardıma dönüp bir kez daha o yeşilliğe bakıp arındırmak istiyordum gözlerimi; sonsuza dek o yeşili aklıma zincirleyip dönüp bir kez daha baktığımda, umutsuzca arandığımda huzuru bulmak istiyordum. Gecenin karanlığında sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünen fırtına, bu yavruağzı semanın altında aklımda iz bırakmadan silindi. Korkular, endişeler, huzurun pençesinde yitti.

Bir tepedeydim. Önümde uzanan yol, tepeden aşağıya kıvrıla savrula akıyordu. Fırtınanın izleri asfalta kazınmıştı sanki. Işıl ışıl parlıyordu. Direksiyondaki ellerim şevkten titriyordu, belki biraz da serinlikten. Pencereyi açmıştım, yeni söken günün serin nefesi pencerelerden içeri aksın diye. Çektim içime hür havayı. Ayaklarımı gazdan çektim. Vitesi boşa aldım ve saldım yokuş aşağı. Ellerim hala titriyordu, kalbim de öyle. Her şeyden, herkesten uzaktım. Farklı farklı bir sürü düşünce aklımda filizlenmedi. Öyle güzeldi ki… Bedbinlikten sıyrılmıştım. Aklımda yegane, tatlı bir rüzgar esiyordu. Öyle güzeldi ki… Her şey geride kalmıştı.

Kafamı pencereden dışarı çıkardım. Arabam tabiri caizse eşkin adım yol alırken, serin havayı ciğerlerime doldurdum. Keşke mühürleyebilseydim. Gözlerim doldu. Hayatın ne kadar basit ve aynı zamanda ne kadar dolu olabileceğini hissettim. Bu düşünceler bu anda yitmeye mahkum çünkü ne soruları arıyorum ne de onlara cevapları. An öyle büyülüydü ki… Bir efsunun esiri ben, karanlığımı yıkıp geçmiştim. Yanaklarımdan yavaş süzüldü damlalar.

Çayırın göbeğinde yol alıyordum. “Tides of the time” çalıyordu. Yanaklarımı kırıştıran gülümseme gözyaşlarına set çekti. Biriktirmedi, yönlendirdi. Sıkıntım buharlaştı kalbimde. Geriye hiçbir şey kalmadı. Mutlu muyum, üzgün müyüm, bilmiyorum. Fakat çok, çok güzeldi an.   

Hiç yorum yok: